Kocaeli Üniversitesi Alternatif Gelişim Kulübü [AGEK]
Anasınıfı öğretmeni, önüne 40 kadar kitap yığmış, elinde üç parça, kenarları 40 santim olan kare şeklinde üç karton var. Kartonlardan birini gösterip çocuklara, bunun, önündeki kitapları kaldırıp kaldıramayacağını soruyor. Çocuklar, kitapların çokluğuna ve kartonun cılızlığına bakıp “Kaldıramaz.” diyor.
Anasınıfı öğretmeni elindeki kartonu alıp 10 santim yüksekliğinde kenarları olan, içi boş bir sütuna dönüştürüyor. Masanın üstündeki kitapları birer birer bu sütunun üstüne koymaya başlıyor. Karton inanılmaz bir şekilde hiçbir kırılma olmadan 20 kitabı rahatlıkla taşıyor. Ancak 32. kitaba gelince karton kırılıyor.
Ardından öğretmen elindeki ikinci kartonu üçgen bir kesitli, yine ortası boş bir sütuna dönüştürüyor. Sonra da tekrar kitapları bu sütunun üstüne dizmeye başlıyor. 33. kitap konduğunda sütuna hiçbir şey olmuyor. Üçgen formlu sütun, kare sütundan daha dayanıklı görünüyor. 34, 35, 36 derken, 37. kitapta bu sütun da yıkılıyor. Çocuklar hayretle öğretmenlerini izlerken, öğretmen son kartonu alarak çember oluşturacak bir şekilde kıvırıyor ve çember şeklinde bir sütun elde ediyor. Tekrar kitapları sütunun üstüne dizmeye başlıyor. Otuz sekizinci kitabı koyduğunda sütun hâlâ son derece kuvvetli görünüyor. 40 kitabın hepsini sorunsuz bir şekilde taşıyor. Öğretmen yandaki odadan bulduğu 10 kitabı da daha getiriyor. Bu kitapları da diğer 40 kitabın üstüne koyuyor ve sütun 50 kitap taşıdığı halde hiçbir sorun olmuyor. Ardından çocuklara “Kare sütun, üçgen sütun ve çember sütun, bu formların hangisi en güçlü?” diye soruyor. Çocuklar çember sütunun en güçlüsü olduğunu söylüyor.
Anasınıfı öğretmeni, sınıftan Mert’i ayırdı ve çocuklara ‘Mert’i parmağıyla havaya kaldırabilecek var mı?’ diye sordu. Çocuklar bu soru karşısında şaşırdılar. Ama kimse Mert’i havaya kaldırmak için gönüllü olmadı. Sonra öğretmen ‘Sizce bu imkansız mı?’ diye sordu. Çocuklar hep bir ağızdan ‘İmkansız’ diye bağırdı. Öğretmen de Mert’i bir tabureye oturtup sınıftan dört çocuk çağırdı. Çocuklara işaret parmaklarını açıkta bırakıp ellerini yumruk yapmalarını söyledi. Sonra da çocuklara parmaklarını taburenin oturma yerinin altına koymalarını söyledi. Ardından da ‘Üçe kadar sayacağım, sonra aynı anda Mert’i kaldırmayı deneyeceksiniz.’ dedi. ‘Üç’ deyince çocuklar Mert’i yerden 50 cm. kaldırdılar. Mert, Mert’i kaldıran çocuklar ve deneyi izleyen çocuklar şaşkındı. Öğretmen, şöyle dedi: ‘Çocuklar, bir şeyin imkansızlığı sadece sizin kafanızdadır. Bilimle imkansızı yenebiliriz.’
Aslında olan olay şuydu. 6 yaşında bir çocuk ortalama 20 kilo kadardır. Bu yaşta ortalama bir çocuk da işaret parmağıyla rahatça 5 kilo kaldırabilir. Dört çocuk yirmi kiloluk bir arkadaşlarını rahatça kaldırıyor; çünkü kişi başına 5 kiloluk bir ağırlık düşüyor. Deneydeki püf noktalarından biri de aynı andalık ve uyum. Çünkü eğer çocuklar aynı anda yapmazlarsa Mert kalkamadığı gibi tabureden düşebilir de.
İmkansız görünen bir şeyi yapabilmenin yollarından biri öncelikle yapılabileceğine inanmak, daha sonra bilimden ya da matematikten yararlanmak, ardından da uyumlu bir takım oyunu göstermek.
19 Tem 2007
Yazar: GrafiMT | Kategori: Kişisel Gelişim | Okunma: 332
Denemediğini dene!
Ahmet, salı günü okuldan çıkarken arkadaşı Osman onu bilardo oynamaya çağırdı. Aynı bölümde okuduğu ikiz kardeşi ise eve gidip ertesi haftaki sınava hazırlanmayı teklif etti. Sınıftan birkaç kız sinemaya gideceklerdi. Ahmet’i de çağırdılar. Orhan isimli başka bir arkadaşı da onu İtalyan Kültür’deki bir konuşmaya çağırdı. Ahmet farklı bir şey olduğu için gitmeye karar verdi. Kokteyl sırasında bir işadamıyla tanıştılar. İşadamı, Ahmet’in okuduğu bölümü öğrenince ‘bizim senin gibi bir asistana ihtiyacımız var; gel bir görüşelim’ dedi. Ahmet bir hafta sonra o şirkette yarı zamanlı çalışmaya başladı.
Geri dönüşü olmayanı deneme!
Piraye, televizyondan Bungee Jumping yapanları izleyip kendisi de bu heyecanı yaşamak istiyordu. Ailesiyle yaptığı bir gezi sırasında Bungee Jumping yaptıran bir acenteye rastladı. Ertesi sabah atlayışlar bir köprüden yapılacaktı. Piraye ailesine haber vermeden atlayışı satın aldı. Sabah erken saatte bir minibüs Piraye’yi ve diğer atlayacakları köprüye götürdü. Birer birer atlayışları yaptılar. Çığlıklar, adrenalin hepsi bir aradaydı. Derken sıra Piraye’ye geldi. Atlama giysilerini Piraye’ye giydirdiler. Kalbi küt küt atıyordu. Köprüden aşağıya bakınca korkusu iyice arttı. Kalbi artık patlayacak gibi atıyordu. Piraye sonunda vazgeçti. Görevliler, üstündeki ipleri çıkardılar. Piraye’den bir sonraki kişi elbiseyi giydi ve atladı. Tüm güvenlik önlemlerine karşın ip koptu ve atlayan kişi nehre düştü. Ne yazık ki, düşen genç yaşamını kaybetmişti.
Atilla, İngilizce öğrenmek istiyordu. Okul yılları geride kalmıştı ve okuldaki İngilizce dersleri bir işe yaramamıştı. O da bir kursa gitti. Ne var ki, kursta ikinci kura geçmesine rağmen kur açılmadı. Aradan birkaç ay geçtikten sonra kur açıldı; fakat bu sefer de iş yüzünden o devam edemedi. ‘Her gün bir kelime öğrensem üç yılda bin kelime öğrenirim‘ dedi. Her gün sözlükten bir kelime çalışıyordu. Ama onda da süreklilik sağlayamadı. On-on beş gün çalıştıysa da sonra bıraktı. Alt yazılı filmler izledi. Epeyce bir film kültürü olmuştu; ama bu pratiğin İngilizce bilgisine neredeyse hiç katkısı olmadı. İngilizce öğrenmekten umudunu kesecekti neredeyse. Bir taraftan da İngilizce öğrenemeyeceğini düşünmeye başlamıştı. Belki dil öğrenmek, keman çalmak gibi bir yetenekti ve Atilla’da da bu yetenek yoktu. Çalıştığı şirkete yeni biri başladı. Bir gün onu İngilizce bir yönetim kitabı okurken gördü. Şaşırdı ve imrendi. Bir gün yeni çalışma arkadaşına ‘merhaba, hayırlı olsun’ dedikten sonra nasıl İngilizce öğrendiğini sordu. Herhalde İngilizce eğitim yapan bir üniversiteden mezun olmuştu. Cevap şaşırtıcıydı. “Kendi kendime öğrendim.” Atilla, “Herhalde yurtdışında filan kaldın” dediyse de bu tahmin de doğru çıkmamıştı. Yeni iş arkadaşı Dursun şöyle cevap verdi: “Biraz oyunlarla, biraz yarışmalarla biraz da kişisel ödüllerle, merdiven çıkar gibi. Merdivenler basamak basamak çıkılır ve merdivenleri çıkmayı bırakan evine ulaşamaz.” Yani sürekli bir çaba göstermek gerekiyordu.
Atilla, Dursun’un söylediklerini düşündü. Merdiven örneğini de… Merdiven temelden başlar. Kendi İngilizce bilgisini düşündü. Bir kere temeli sağlam değildi. Dilbilgisi kurallarını, temel kelimeleri ve fiileri bile çok iyi bilmiyordu. Öncelikle apartmanın zemininden başlamaya karar verdi. Sanki hiçbir şey bilmiyormuş gibi. Bir de merdiven örneğini kullanmakta kararlıydı. Merdivenin basamakları eşit yükseklikteydi. İnsan da merdiveni çıkarken çoğu zaman her basamağı çıkmak için eşit zaman ayırırdı. Çok katlı bir binanın merdivenlerini çıkarken insan bazen yorulur yavaşlar; ama durmazdı. Üstelik bu iş ancak beşinci kattan sonra başlardı.
18 Tem 2007
Yazar: GrafiMT | Kategori: Kişisel Gelişim | Okunma: 602
İki erkek arkadaş bir araya gelmişler, biri bayağı dertli soruyor: “Sevgilim beni terk etti, onu tekrar kazanmak için ne yapabilirim?”
Diğeri birkaç saniye düşünüp motor gibi konuşmaya başlıyor: “Ona bir hesap makinesi gönder ve ona verdiğin değeri hesaplamak için bu makinenin kapasitesinin yetmediğini not düş. Bir de şu olabilir: Onsuz geçen günlerde, iki elinde üç top çevirerek kendini avutmaya çalıştığına dair bir video çek ve ona gönder; ama topları da bolca düşür ve topların peşinde koş, sempatikliğinle yeniden kazanırsın. Bak bir tane de sözlüklü fikrim var:
Bir sözlüğün içindeki “s” harfindeki sevgi, “a” harfindeki “aşk” sözcüklerini makasla kes çıkar. Bu kağıt parçacıklarını hediye paketi yap ve kelimeleri çıkarılmış sözlükle birlikte gönder. Sözlüğün o sayfalarının başına fark edilir bir not kağıdı koy ve de ki, “Senden başkasına sunabileceğim bir sevgi ve aşk yok. Sevgim ve aşkım hep senin.” Çok sempatik bir çift çorap al ve sadece bir tekini çorapçıdan alacağın poşetle “Ahmet artık tek bir çorap gibi sensiz, ne olur bir araya gelin. Müjde Çorapçısı” diye yaz ve gönder. Ve bir öneri daha 21 gün arka arkaya tek bir gül gönder. Her bir çiçekle “bu bir önceki gülden daha güzeli” diye yaz. 22′nci gün çiçek yerine, onun gülümseyen bir resmini gönder, “ve işte güllerin en güzeli” yaz.
İstersen sokak köpekleri, elektrik direkleri, CD çalarlı ya da çay kaşıklı önerilerim de var; ama sana bunlar yeter herhalde.”