Kocaeli Üniversitesi Alternatif Gelişim Kulübü [AGEK]

GrafiMT

E-Posta: grafimt@gmail.com

Web Site: http://www.alternatifgelisim.com

Kayıt Tarihi: 2006-10-16 11:17:23

Hakkında: Fırsatım olduğunda anlatacağım ...

GrafiMT tarafından gönderilen yazılar:

Süper Türk Girişimciler

27 Mayıs 2008

Melih Arat yazıyor:

Türkiye’den çıkan bazı girişimciler, Türkiye sınırlarını aşarak akıl almaz başarılar elde ediyorlar. Bazıları sıfırdan başlayarak 100 milyonlarca dolar ciroya ulaşan bu başarı öyküleri, hepimiz için müthiş bir motivasyon kaynağı.

Murat Ülker’in liderliğindeki Ülker grubu, ulusal pazardaki tüm başarısına rağmen durmuyor ve dünya çapında bir başarı elde etmek için dünyanın En Prestijli Markası olan Godiva’yı satın alıyor. Yerel ve büyük bir marka olarak kalabilecek Ülker, çikolata alanındaki bir dünya devini alarak kurumsallaştığını ama kurum tutmadığını gösteriyor. Böyle bir markayı satın aldıktan sonra müdahale, kendi yöneticilerinizi ve yönetim anlayışınızı getirmek mümkün. Ancak böyle yapmak yerine Godiva’yı büyütmek için uğraşıyorlar. Sabri Ülker’in kurduğu Ülker grubu dünyanın birçok ülkesindeki yerel başarı öykülerinden herhangi biri olarak kalabilirdi; ama dünya çapında bir gelişme ile dünyaya altın bir imza atıyor.

Yazının devamını oku »

Sıra Dışı Olmayı Standart Hale Getirmek

17 Mayıs 2008

Melih Arat yazıyor:

Sıra Dışı OlmakGeniş konferans olarak sunduğum “Sıra Dışı Yaşam Becerileri” programlarında sıkça karşılaştığım bir soru vardır: “Hocam, herkes sıra dışı olursa, sıra dışı olmak sıradanlaşmaz mı?” Cevap: “Sıra dışı olmak yapılan işi farklılaştırmak için akıl katmak anlamına gelir. Herkesin yaptığı işe katacağı akıl da farklı olacağından sıra dışı olan sıradanlaşmaz. Ama herkes sıra dışı olursa yaşamda kullanılan akıl miktarı artar.

Ticaret lisesinde paranın tarihini anlatacak bir öğretmen, müzelerde çektiği para fotoğraflarıyla ders işliyor. Bir biyoloji öğretmeni Doğa Tarihi Müzesi’nde ders işliyor. Bir edebiyat öğretmeni çocuklara belirli dönemlerin özelliklerini anlatabilmek için farz edin ki şu dönemin şairisiniz, o dönemin şairi gibi şiir yazın diyor. Bir matematik öğretmeni sınıfa getirdiği bardak, kalem, toka gibi cisimlerin hacimlerini hesaplayalım diyor. Bir fizik öğretmeni madeni bir paranın yere düşmesinin yarattığı sesin desibelini nasıl ölçeriz diye sınıfta çocuklarla birlikte düşünüyor. Şimdi bu öğretmenlerin her biri kendi dersleriyle ilgili sıra dışı bir yöntem buluyor. Bunları ayrı ayrı buldukları bu yöntemler, bu insanları sırı dışı olmak adına sıradanlaştırıyor; ama buldukları toplum için katma değer oluşturuyor.

Yazının devamını oku »

İş Fırsatları

12 Mayıs 2008

Melih Arat yazıyor:

İş Fırsatları2000 yılında Londra’ya London Eye (Londra’nın Gözü) diye dev bir dönme dolap yapmışlar. Hemen şehrin merkezine Parlemento’nun olduğu yere. İnsanlar London Eye isimli bu dönme dolaba binebilmek kuyruklar oluşturuyor ve yüzbinlerce kişi 10’larca pound harcıyor. Hani yakından bakarsanız ya da bu dönme dolaba binecek olursanız başka bir özeliği olmadığını görürsünüz. Ama insanlar merak ediyorlar; biniyorlar. Ayrıca şehrin mimari dokusuna da hiç uygun olmadığını ayrıca belirtmeliyim. Bir tarafta 500 ila 1000 yıllık binalar, bir tarafta uçan daire formunda vagonları olan dönme dolap. Ama bütün bunlarla birlikte bir para basma makinesi. Yapanları ve düşünenleri tebrik ediyorum. Çünkü şehrin ekonomik değerini biraz daha yükseltmeyi başarmışlar. Londra’ya gelen turistlere gezilecek – görülecek bir yer daha sunmuşlar.

Londra Zindanı Müzesi diye bir müze var. Bu müze ayrıca çok ilginç; normal şartlar altında bir ulus; geçmişte eğer insanlara işkence yaptı ise bunu saklamak isteyebilir. İngilizler davul ve zurna ile geçmişte yaptıkları işkenceleri ve işkence yapmakta kullandıkları sistemleri Londra Zindanı Müzesinde sergiliyorlar. Londra şehri bu müzeden de para kazanıyor.

Thames nehri, kahverengi sularıyla pek seyir zevki sunmuyor. Özel tur botlarıyla sürekli geziler yapılıyor ve Londra bundan da para kazanıyor. İstanbul paha biçilmez güzelliğiyle, Londra ve Paris gibi şehirlerin sahip olduğu bu sistemli bot turlarını sunamıyor.

Yazının devamını oku »

Peter Drucker’ın Hayatındaki 7 Önemli Ders

21 Mart 2008

Melih Arat yazıyor:

Peter Drucker - BusinessweekLiseyi bitirip memleketim Viyana’dan pamuk ihracatçısı bir şirkete stajyer olarak gittiğimde henüz 18 bile değildim. Babam bu yaptığımdan hiç memnun olmadı. Ailemiz uzun süredir bürokratlar, profesörler, avukatlar, doktorlar çıkaran bir aileydi. Dolayısıyla babam benim bir üniversite öğrencisi olmamı istemişti, bense Latince öğrendiğim sıkı bir lise evresinden sonra yorulmuştum ve çalışmak istiyordum. Ancak babamı mutlu etmek için Hamburg Üniversitesi’nin Hukuk fakültesine de kaydoldum. O yıllarda Avusturya’da ya da Almanya’da bir öğrencinin düzenli okula gitmesi gerekmiyordu. Yapılması gereken tek şey, hocaların imzalarını kayıt defterine geçirilmesiydi. Bunun için öğretim üyelerinin sekreterlerine usulüne uygun şekilde ricada bulunmak imzaları almak için yeterliydi. Hiç gece dersi yapılmadığından ve gündüzleri de işe gittiğimden tek bir derse bile girememiştim. Buna rağmen hala iyi bir öğrenci olarak kabul ediliyordum. Bütün bunlar modern zamanlardaki insanlara aykırı gelebilir, fakat o günlerde bunlar çok normaldi. Üniversiteye girmek için lise mezunu olmak yeterliydi. Üniversite diploması almak için gerekli olanlar, küçük bir miktar olan üniversite harçlarını ödemek ve dört yılın sonunda bitirme sınavını geçmekti.

Stajyer olarak çalışmak son derece sıkıcıydı ve çok az şey öğrenmiştim. İş sabah yedi buçukta başlıyor ve saat dörtte bitiyordu; Cumartesi günleri ise 12′de özgür kalıyordum. Bol bol zamanım vardı. Hafta sonları Avusturya’dan iki stajyer arkadaşımla otostop çekerek Hamburg yakınlarındaki kasaba ve köylere giderdik, resmi olarak öğrenci olduğumuzdan öğrenci yurtlarında ücretsiz olarak kalırdık. Hamburg’un ünlü şehir kütüphanesi de, işyerimin yanı başındaydı. Üniversite öğrencilerinin de istedikleri kadar kitap alma hakkı vardır. Yaklaşık 15 ay boyunca İngilizce, Almanca ve Fransızca’dan sayısız eseri hiç durmaksızın okudum.

İlk Ders: Mükemmele ulaşmak bir kez daha dene, kaç yaşında olursan ol!

Daha sonra haftada bir operaya giderdim. Hamburg Operası, şimdi olduğu gibi o zaman da dünyanın en ünlü operalarındandı. Her hafta operaya gidecek kadar çok maaş almıyordum, ama operalar da üniversite öğrencileri için ücretsizdi. Yapmanız gereken tek şey opera başlamadan bir saat önce oraya gitmekti. Gösteri başlamadan önce satılmayan ucuz biletler üniversite öğrencilerine ücretsiz verilirdi. Operaya gittiğim akşamlardan birinde, İtalyan bestecisi Giuseppe Verdi’nin 1893′te yazdığı son operayı “Fallstaff”ı dinledim. Şu sıralar son derece popüler olsa da 1930′lardan önce seyrek olarak sunulan bir opera eseriydi. Hem operayı söyleyenler, hem de dinleyenler için zor bir eserdi. Viyana’da yetişmiş bir genç olarak oldukça iyi bir müzik eğitimim vardı. Birçok opera dinlemiş olmama rağmen, bunun gibi bir şey daha önce duymamıştım.

Yazının devamını oku »

Dipte Kalanlar ve Dibi Geçebilenler

11 Mart 2008

Melih Arat yazıyor:

Dünyaca ünlü pazarlama otoritesi Seth Godin “Dip” isminde, fiziksel olarak küçük, mesaj olarak büyük bir kitap yazmış. Dip, sürekli olarak içinde yer aldığımız bir eğriye verilen bir isim.

Seth Godin - Dip

Godin, günlük yaşamımıza hakim olan bir şablon yakalamış. Hemen her alanda yaşadığımız bir sorunu çok açık bir şekilde ortaya koymuş. 1 milyon kişinin katıldığı ve sadece 20 bin kişinin kazanacağı bir sınav düşünelim. Sınav için hazırlanan bir milyon kişiden gerçekten hazırlananları diyelim ki günde 20 soru çözüyor. Giderek performansları iyileşiyor. 20 sorudan 30 soruya, 30 sorudan 40 soruya çıkıyorlar. Ancak 50 soruya ulaştıklarında artık zor gelmeye başlıyor. Daha az televizyon izlemek, daha az arkadaşlarla görüşmek ve daha çok çalışmak gerekiyor. Günde 50 soru yapma çabası acıtıyor ve artık günlük çözebildikleri soru miktarını azaltamıyorlar. 50 soru ve yukarısı aşılmaz bir uçuruma dönüşüyor. İşte sınava hazırlanan 1 milyon kişiden belki 998 bin kişi, bu uçurumdan yukarı bir türlü çıkamıyorlar. Ders çalışmanın getirdiği acıya dayanamıyorlar. Ancak 2 bin kişi kararlı davranıyorlar, giderek çözdükleri soru miktarını artırıyorlar. 50 sorudan 100 soruya, 100 sorudan 200 soruya, 200 sorudan 300’e doğru yükseliyor. Elbette günlük çözülen her soruyla oluşan fazladan yük artıyor bir kısmı 300 soruyu çözmeyi sabitliyor ve bu seviyede kalıyor. Çünkü o kadar çok soru çözmek beyin kaslarını acıtıyor. Bu arada sınavda ilk 50’ye aday olanlar kararlı bir şekilde devam ediyorlar ve beyin kasları isyanda etse günde 700 soruyu görüyorlar. Bu da onlardan birini sınav şampiyonu yapıyor.

Yazının devamını oku »

Nedir bu net dergisi ?

    Net ortamında hazırlanmış alternatif bir dergi. İlgi çekici, bilgilendirici, motive edici, yardımcı makaleler ve yazılar bu dergide. Editörler mi; hepimiz. Hemen editör olun, ilginizi çeken yazıları paylaşın veya kendi yazılarınızı yayınlayın, zevkini çıkarın. Olmadı mı, o halde yazılara yorum yazın, düşüncenizi paylaşın. Dışarıdan bakmayın, katılın...

Pusula



Öneri