Kocaeli Üniversitesi Alternatif Gelişim Kulübü [AGEK]
Melih Arat yazıyor:
— Mavi seninle görüşmeyeli on yıl oldu; seni son bir aydır şirketteki toplantılarda hayranlıkla izliyorum. Sanki zekân artmış. Seni en son yirmi beş yaşındayken üniversitede hatırlıyorum. Ortalama notları olan sıradan bir öğrenciydin. Şimdi ise bir yıldız olmuşsun. Müthiş bir hafızan, müthiş bir değerlendirme yeteneğin var. Müthiş bağlantılar kuruyorsun. Şirkette genel müdür dahil (yani ben) herkes senin dahi olduğunu düşünmeye başladık. Ama bu işe en çok ben şaşırıyorum. Çünkü senin okul yıllarını biliyorum. Senin şimdiki performansını düşününce iki açıklama geliyor aklıma. Birinci açıklamam basit; ben senin zekanı üniversitedeyken fark edememişim. İkinci açıklamam ise, nasıl olduğunu bilmiyorum ama senin zekân açık bir şekilde artmış. Hangisi doğru?
— Zekamı hiç ölçtürmedim. Eğer hem 25 yaşında, hem de 35 yaşındayken ölçtürseydim, bu sorununuza daha net cevap verebilirdim. Ama size katılıyorum. Ben de kendimi eskisinden daha akıllı buluyorum.
Biz insanların zekâlarının özellikle 20’li yaşlarından sonra sabitlendiğini düşünürüz. Sanırım bu doğru değil.
17 Şub 2008
Yazar: GrafiMT | Kategori: Başarı Hikayeleri | Okunma: 331
Melih Arat yazıyor:
Dünyanın en büyük hipermarketi Wal-Mart’ın kurucusu Sam Walton Columbia’daki Missouri Üniversitesi’ne gitti ve 1940’da işletme diploması aldı. Doğu’da lisansüstü eğitim yapmayı düşündü ama, Iowa, Des Moines’daki bir J.C. Penney mağazasında yönetici stajyeri olarak işe girdi. İnsanın çalıştığı işler çok ünlü. Sam Walton belki de J.C. Penney gibi bir perakendeciye değil de, bir sanayi şirketine girseydi bugün belki çok farklı bir tablo olacaktı. İnsanın deneyimleri, insanının yaşamını biçimliyor. 1943’te, Oklahoma’da orduya çağrılmayı beklerken tanıştığı, üniversiteden yeni mezun olmuş Helen Robson’la evlendi. Kayınpederinden aldığı 25.000 dolar borçla Arkansas, Newport’ta bir Ben Franklin mağazası satın aldı. Ben Franklin mağazası Newport’un en iyi köşesinde, Sterling Variety Store’un tam karşısındaydı. Walton 1950’de, Newport’taki Ben Franklin mağazasını bölgenin iş açısından en değerli yeri haline getirmişti.Ancak o yıl kira sözleşmesi sona erdi. Mağazayı satmaya mecbur kalıp, Bentonville’e taşındı ve orada yine bir Ben Franklin mağazası satın alıp Walton’s Five&Dime ismiyle açtı. Bir girişimcinin az ya da çok bir sermayeye ihtiyacı vardır. Bu sermaye bazen öz kaynaklardan, bazen aile yakınlarından, bazen de banka gibi kurumsal yapılardan sağlanır. Ancak gerekli asgari sermayeye ulaşmadan girişimi gerçekleştirebilmek mümkün değildir; bununla birlikte başka bir iş modeli ile para ile sağlanacaklar ortaklık, kiralama gibi yollarla elde edilebilir.
11 Şub 2008
Yazar: GrafiMT | Kategori: Kişisel Gelişim | Okunma: 190
Melih Arat yazıyor:
Eski dostum Turgay Yalanız ile Samsun’da Acem Tekkesi isimli kafeteryada sohbet ediyoruz. Çok ilginç bir soru sordu: “Kişisel gelişim seminerleri ya da kitapları geçici bir motivasyon mu sağlar yoksa kalıcı bir etkisi var mıdır?” Bu soruyu sorduğunda Etkili İletişim ve Beden Dili başlıklı bir seminerden çıkmıştım. Katılımcılardan biri seminerden sonra kendisinin enerji dolduğunu ama bir hafta sonra aynı duyguları yaşayacağından emin olmadığını söylemiş.
Gerçekten bizi motive eden bir kitap okuduktan ya da seminer aldıktan sonra enerjimiz biter mi? Günlük konuşma dilinden bir deyimle sorarsak, “kişisel gelişim kitap ve seminerleri sadece geçici bir gaz mı verir?”
Elbette ki kitaptan kitaba, seminerden seminere bu durum değişir. Bununla birlikte bir değişken de seminer alan kişidir. Öyle insan vardır ki, bir tetiklemeyle harekete geçer ve sonsuz bir hareket başlar. Öyle insan vardır ki, ne yaparsanız yapın tetikleyemezsiniz. Öyle insan da vardır ki, saman alevi gibidir; önce bir parlar ama hemen söner. Bunlar kişisel gelişimle ilgili başımıza gelebilecek durumlardır; ama bu durumların arasından birini ayıracağım: Bir tetiklemeyle harekete geçmeyi ve hiç durmamayı.
Mezuniyet döneminden sonra adayların en çok sıkıntı yaşadığı durumlardan birisi ardı arkası kesilmeyen iş görüşmeleridir. Mülakatlar hakkındaki bilgiler çoğu zaman; stajlar için yapılan ön görüşmeler, belki okulda alınan birkaç ders, daha önceki dönemlerde mezun olan arkadaşların yaşadıkları ve insan kaynakları sayfalarından okunan ipuçlarıyla sınırlıdır. Bu yüzden çiçeği burnunda bir mezun için iş arama süreci her zaman bir bilinmezlik teşkil eder.
İşe alım süreçlerinin tam bir karmaşa haline dönüşmeye başladığı şu günlerde, şirketler de bu dönemi en verimli biçimde değerlendirmek için artık bire bir mülakatların yanı sıra grup görüşmelerine de önem vermeye başladı. Daha önceleri sadece yurt dışında veya ülkemizdeki hatırı sayılır şirketlerde görebildiğimiz bu uygulama yavaş yavaş orta ölçekli şirketlerde de kendini göstermekte.
Grup mülakatları, adından da anlaşılacağı gibi, birden fazla adayın grup içindeki yetkinliklerini gözlemlemek üzere yapılan görüşmelerdir. Genel olarak kişilerin tutum ve tavırları, vücut dili kullanma becerileri, iletişim yetenekleri, grup içi yaklaşımları ve katılımları gözlemlenir. Tabi ki bu çift taraflı bir denklem gibidir. Firma adayları tanırken, adaylar da böyle bir şirkette çalışmak isteyip istemediklerine karar verirler.
8 Şub 2008
Yazar: GrafiMT | Kategori: Yaratıcılık/Fikirler | Okunma: 130
Kurbağa bacağından Avrupa Birliği’ne kadar her ders var ama “İş Hayatına Hazırlık” dersi yok! (Varsa da benim haberim yok, bir zahmet paylaşır mısınız benle? Anlatalım burada, inceleyelim örnek olarak…)
Burada şirket içi (ve dışı) iletişim, tavırların anlamı, stres altındayken kendini yönetme, üst kademedekilerin koltuk savaşı için yaptıkları, patronun gözünde müdür, müdürün gözünde patron; müdürün gözünde çalışan… Aynı konumdaki kişilerin öne çıkma savaşları…
Farklı şapkalardan kim gerçekten neyi neden yapıyor (beynindeki gerçek amaçlar), neyi neden söylüyor?
Hatta sabit gelirle kişisel bütçe yönetimi, kendi algını yönetme, iş yerinde duygusal ilişkiler vs gibi konular hakkında ipuçları olan…
Kısacası iş yerlerinde “hayatta kalma ve sonrasında başarılı/mutlu olma” adına tartışma dersi gibi bir şeyden bahsediyorum. Sınıf ortamından çok, değişik şirketlerin toplantı odalarında yapılan, sezonluk bir ders. Farklı konuklarla…